|
MENTAL RETARDASYON (ZEKA GERİLİĞİ)
Tanım
Genel zeka düzeyinin yaşıtlarıyla kıyaslandığında
ortalamanın belirgin düzeyde altında bulunmasıdır
(Bireysel olarak uygulanan IQ testinde yaklaşık 70 ya da
altında bir IQ’nun bulunması durumu). Bu çocuklar içinde
yaşadıkları ortamın kendilerinden beklediği davranış
özelliklerini göstermekte zorluk çekerler. Zeka geriliği
tanısının konulabilmesi için belirtilerin 18 yaşından
önce ortaya çıkması gerekir.
Nedenleri
Zeka geriliği, doğum öncesinde görülen
bazı metabolik (fenilketonuri) ve genetik (down
sendromu) bozuklukların etkisiyle oluşabileceği gibi
gebelik ve doğum esnasında bazı faktörler sonucunda da
oluşabilir. Bunlar arasında hamilelikte yanlış ilaç
kullanımı, bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyon
hastalıkları, bebeğin oksijensiz kalması, hamileyken
alkol ve madde kullanımı, erken doğum, doğum sonrası
kafa travması sayılabilir.
Zeka
Geriliğinin Derecelendirilmesi
-
Sınır
zeka: Bu çocuklarda motor, dil, sosyal gelişim alanlarında
temel bir gerilik görülmemekle beraber öğrenme ve
hafızada belirgin güçlükler yaşarlar. Okul çağına
kadar fark edilmeyebilir. Zira bu çocukların asıl
zorlandıkları alan akademik alandır. Bir çok çocuk
özel eğitimle okuma yazmayı öğrenebilmekte ve bir
kısmı da ortaokul ve liseye kadar devam
edebilmektedir. Yalnız okul başarıları düşüktür ve
bu yüzden okula karşı isteksiz oldukları görülür.
-
Hafif
derecede zeka geriliği:
Hafif
derecede zeka geriliği olan kişiler, gelişim
alanlarında yaşıtlarından daha geride olsalar da
tuvalet alışkanlığı edinme, yürüme, konuşma gibi
temel davranışları zamanla kazanabilmelerine rağmen
genellikle geç öğrenirler ve öğrendiklerini çabuk
unuturlar. Hafıza ve dikkatleri zayıftır.Bu nedenle
öğrendiklerini sürekli tekrar etmeleri gerekir.
-
Orta
derecede zeka geriliği:
Kavrama ve dili kullanımda belirgin bir gerilik söz
konusudur. Bu tanı sınıfındaki çocuklar sadece basit
cümle kurabilirler ve kelime hazineleri dardır.
Özbakımda ve motor becerilerde de geri kalmışlardır.
Yalnız birçoğu özel eğitimle temizlik, tuvalet
alışkanlığı, beslenme gibi temel becerileri
kazanabilirler. Tam bağımsız bir yetişkin yaşamı
sürdürememelerine rağmen denetim altında bazı pratik
işleri yapabilir, fazla beceri istemeyen bazı
işlerde çalışabilirler.
-
Ağır
zeka geriliği:
Bu gruptaki çocuklar genelde başkalarını himayesinde
yaşamlarını sürdürebilir ve sınırlı bazı becerileri
kazanabilirler ( tuvalet, beslenme, temizlik). Ancak
birkaç kelime konuşabilirler ve zeka düzeyleri
çoğunlukla iki yaşın altındadır.
Eğitim
Mental retardasyonu olan çocukların
eğitiminde dikkat edilmesi gereken nokta aile, eğitimci
ve doktorun katılımıyla çocuğun, kapasite, beceri ve
kavrayışına göre etkin bir program hazırlamak ve
hazırlanan bu programın belirli aşamalar doğrultusunda
çocuğa uygulanmasıdır. Kurumumuzda uygulanan eğitim
programı da bu özellikleri dikkate alarak
oluşturulmaktadır. Örneğin motor (hareket) alanda
geriliği olan çocuklara fizyoterapi uygulanırken,
bilişsel alanda çocuğun kapasitesine göre kavram eğitimi
ve akademik düzeyde eğitim verilmektedir. Aynı şekilde
psikososyal retardasyona sahip çocuklar uzman
psikologların uyguladığı çeşitli davranış değiştirme
tekniklerinden yararlanmaktadır.
ZİHİNSEL
ENGELLİLİK
Zihinsel Engelli
Çocuklar zeka düzeyleri esas alınarak aşağıdaki şekilde
sınıflandırılmaktadır.
- Hafif
Düzeyde Zihinsel Engelliler:
Hafif Düzeyde Zihinsel Engelli olan çocuklar, temel
okuma yazma ile sayma becerilerini akranlarına göre
daha yavaş, geç ve güç öğrenebilmektedirler.Ancak
normale yakın zekaya sahip olduklarından akademik
(okuma,yazma hesap vb.) becerilerin eğitimi
verilebilir.Yaşıtlarına göre daha geç ve yavaş
öğrenebilseler de pek çok şey öğrenebilirler.
- Orta Düzeyde
Zihinsel Engelliler:Orta
Düzeyde Zihinsel Engelli olan çocuklarda ise
gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal ve
duygusal gelişimlerinde yetersizlik ile temel
okuma-yazma ve sayma becerilerinde daha belirgin bir
gecikme durumu gözlenmektedir.Kısaca akademik
becerileri kazanmakta zorluklar yaşarlar.Öncelikli
olarak; öz bakım ve günlük hayatlarını
sürdürebilmelerine yönelik eğitim verilmesi
gerekmektedir.
- Ağır Düzeyde
Zihinsel Engelliler: Ağır
Düzeyde Zihinsel Engelli çocuklarda ise; ciddi
biçimde konuşma ve dil gelişiminde güçlükler;
sosyal,duygusal veya davranış problemleri ile temel
öz bakım becerilerini öğrenme konusunda belirgin
yetersizlikler ve gecikmeler söz konusu
olmaktadır.Uyum ve davranış sorunları da
gözlenebilmektedir.
- Klinik Bakım
Gerektirenler: Klinik
bakıma ihtiyaç duyacak düzeydeki engelli bir
çocukta, ciddi biçimde zihinsel engellilik durumu
ile birden fazla yetersizlik gözlenmektedir.Bu
nedenle de böyle bir çocuğun doğrudan eğitim-öğretim
kurumundan yararlanması mümkün olmamaktadır.
OTİZM
Tanım
Otizm, genelde yaşamın ilk üç yılında
ortaya çıkan, duygusal ve sosyal ilişkilerde zorlanma,
dilin gelişiminde gecikme ve problemler, kısıtlı ilgi
alanı ve tekrarlayıcı (stereotipik) hareketlerle kendini
belli eden bir gelişimsel bozukluktur.
Belirtileri
Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (DSM 4)
değerlendirmesine göre;
-
Vücut
dilini kullanma gibi iletişim amaçlı, sözel olmayan
davranışta belirgin bozulma
-
Yaşıtlarıyla uygun ilişki geliştirememe
-
Sosyal ilişki kurmada isteksizlik
-
Uygun
duygusal tepki vermede zorlanma
-
Dil
gelişiminde gecikme ya da hiç konuşmama
-
Konuşması yeterli olanlarda ise karşı tarafla sözel
iletişim kurmada güçlük
-
Basmakalıp, tekrarlayıcı ya da özel bir dil kullanma
-
Taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynayamama
-
Tekrar edici (stereotipik) davranış özellikleri
gösterme (el çırpma, sallanma, zıplama gibi karmaşık
vücut hareketleri)
Ayrıca otistik çocuklarda aşağıdaki
davranış özellikleri yaygın biçimde görülebilir;
-
Göz
kontağı kurmada güçlük
-
Yüksek sese aşırı tepki verme
-
A
tipik beslenme özellikleri (katı yiyecekleri yememe,
sadece ezilmiş ya da püre halindeki gıdaları yeme)
-
Günlük hayattaki değişimlere tepki gösterme (evdeki
eşyaların yerlerinin değişimine veya markete farklı
yoldan gitmeye tepki gösterme)
-
Yakın
fizikse temastan hoşlanmama
-
Ekolali (söylenen sözleri kelime kelime ve
vurgusuyla beraber tekrarlama)
-
Anlamsız gülme ya da ağlama
-
Cansız nesnelere (parlak veya belirgin şekillere)
insanlarda daha fazla ilgi gösterme
-
Kurgusal oyun oynamada güçlük (evcilik-doktorculuk
oynama)
-
Fobilerin bulunması
-
Hafıza, müzik ve okuma gibi sınırlı alanlarda
yetenekli olma
-
Davranış problemleri; öfke nöbetleri; el ısırma,
kafasını duvara vurma gibi kendine zarar verici
hareketlerin bulunması
-
Büyük
çoğunluğunda ayrıca zeka problemlerinin bulunması
Nedenleri
Otizmin belirli bir nedeni şimdiye kadar
saptanamamıştır. Yaygın kanı, otizmin genetik, çevresel
ve kimyasal bir dizi etkenin ortak etkileşimi sonucunda
ortaya çıkmasıdır. Bununla beraber bazı genetik
anormallikler (fragil x sendromu), kurşun zehirlenmesi
ve virüsler gibi çevresel faktörlerin etkisi, çeşitli
nedenler sonucu oluşan beyin hasarının (ansefalit)
otizme neden olabildiği bilinmektedir. Günümüzde yaygın
olan görüş, otizmin biyolojik kaynaklı olduğu ve
etiolojik açıdan psikolojik kaynaklardan
etkilenmediğidir. Otizmin kız çocuklardan ziyade erkek
çocuklarda daha sık görülmesi (kız çocuklarına oranla 4
kat daha fazla risk taşıma) otizmin genetik temelli
olabileceği savını desteklemektedir.
Eğitim
Otistik tanısı altında sınıflandırılan
çocuklar otizmle ilgili temel belirtileri göstermelerine
rağmen, her birinin yapısı ve gelişimi farklı özellikler
göstermektedir. Bu yüzden eğitime başlanmadan önce
dikkatli bir gözlem ve değerlendirmede bulunulmalı ve
çocuğun dikkat süresi, bilişsel kapasitesi, hafıza
durumu, el becerilerine ve ilgisine uygun aktiviteler
seçilmelidir.
Kurumumuzda çocuğun düzeyi dikkati
alınarak oluşturulan eğitim programları arasında,
iletişimi ve dili kullanmaya yönelik çalışmalar ile
kavram eğitimi ağırlıklı olarak yer almaktadır. Buna
göre basitten karmaşığa doğru bir yol izlenerek genel
başlıkları altında aşağıdaki çalışmalar yapılmaktadır
|
İletişim ve Dil Etkinlikleri |
Kavram
Etkinlikleri |
|
1.Göz kontağını geliştirme |
1. Nesneleri tanıma |
|
2. Nesne sürekliliğini sağlama |
2. Renkleri tanıma |
|
3. Dikkati artırıcı
faaliyetler |
3. Şekilleri tanıma |
|
4. Nefes egzersizleri |
4. Zamir kullanma |
|
5. Ağız hareketleri |
|
|
6. Taklit etme ve sıra alma |
|
|
7. Dinleme becerisi |
|
|
8. Sembolik oyun oynama |
|
|
9. Anlama becerisi kazanma |
|
ASPERGER SENDROMU
Otistik Psikopati adıyla da bilinen
Asperger Sendromu Çocukluğun Yaygın Gelişimsel Bozukluğu
(PDD) adıyla tanımlanan bozukluklardan biridir (DSM 4).
Genel belirtileri; sosyal etkileşimde önemli derecede
bozukluk, tekrar edici davranış özelliklerinin
bulunması, ilgi ve hareketlerinin sınırlı olmasıdır. Bu
özellikler; sosyal, mesleki ve diğer birçok alanda
işlevsel bozukluklarla sonuçlanır.
Otizmin aksine dil ve bilişsel gelişimde
önemli ölçüde bir gerilik gözlenmez.
Yaygınlığı toplum içinde sınırlı olmakla
beraber erkek çocuklarda görülme sıklığı daha fazladır.
Ortaya çıkışı otizmin görüldüğü dönemden
daha sonradır yada daha geç tespit edilir. Daha çok 5
ile 9 yaş arasında teşhis konulur. Motor gelişimde
gecikmeler, davranışlarda hantallık ve sosyal etkileşim
sorunlarının yanında görülen problemlerdir. Asperger
sendromlu yetişkinlerde empati kurmada ve sosyal
iletişimde zorlanma gözlenir. Asperger Sendromu hayat
boyu devam eden yaygın gelişimsel bir bozukluktur.
Asperger çabuk tanı konulabilen bir
rahatsızlık değildir. Birçok çocuğa Tourette Sendromu
yada Otizm gibi teshis konulabilir. Teşhisteki bu tür
hatalar tedavinin gecikmesine neden olabilir. Asperger
Sendromu’nun tedavisinde farklı ilaç ve tekniklerden
yararlanılabilir (Haldal, Ritalin). Tek bir yöntem ve
tedavi şekli yoktur. Asperger Sendromu’nun teşhisi güç
olduğundan toplum Asperger sendromlu çocukların özel
eğitim ihtiyaçlarına yeterince duyarlı değildir.
ÖĞRENME BOZUKLUKLARI
Tanım
Öğrenme bozukluğu herhangi bir zeka
problemi gözlenmeksizin okuma, yazma, konuşma gibi
alanlarda yetersizlik ile kendini gösteren bir bozukluk
türüdür. Öğrenme bozukluğu daha çok akademik alanda
kendini gösterdiğinden zeka geriliği ile
karıştırılabilir. Zeka geriliğinde zihinsel işlevlerin
birçok alanında normalin dışında bir yetersizlik
gözlenirken özel öğrenme bozukluklarında genellikle özel
bir alanda zorlanma söz konusudur. Örnek verecek olursak
6 yaş özelliklerine sahip 10 yaşındaki retarde bir
çocuğun konuşması zeka kapasitesine uygun olabilmekte,
fakat 5. sınıftaki normal IQ’ ya sahip bir çocuğun basit
bir cümleyi bile yazabilmekte zorlanması öğrenme
bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Klinik tanının
dışında öğrenme güçlüğü gösteren çocuklarda aile ve
öğretmenlerin tespit ettiği akademik becerilerde
genellikle 2 yıllık bir gecikme söz konusudur. Fakat
asıl teşhis klinik ortamlarda özel testlerin uygulanması
sonucu konur.
Sınıflandırılması
Amerikan Psikiyatri Birliği’ nin (DSM 4)
yaptığı sınıflandırmaya göre öğrenme bozuklukları iki
ana kategori altında toplanmaktadır.
-
Gelişimsel konuşma ve dil
bozuklukları
-
Gelişimsel artikülasyon bozukluğu: Bazı
harflerin telaffuzundaki yaygın zorlanma (k
yerine t, r yerine y harflerinin kullanımı
gibi).
-
İfade edici dil bozukluğu: Nesneleri farklı
kelimelerle ifade etme, cümle kurmada ve kendini
ifade etmede zorlanma, sözcük sayısının sınırlı
olması gibi belirtilerle kendini gösterir.
-
Dili algılamada bozukluk: İşitme sorunlarının
olmamasına rağmen dili algılamada ve
konuşulanlara cevap vermede bozukluk
-
Akademik beceri bozuklukları
a.
Okuma bozukluğu (Disleksi): Okuma sırasında
kelimelerdeki seslerin ayrılmasında zorlanma, ses ve
görüntünün birleştirilmesinde güçlük çekme şeklinde
kendini gösterir. Disleksik çocukların yaygın olarak
yaptıkları okuma hataları arasında heceleri tersten
okuma ( “at” hecesini “ta” şeklinde okuma), bazı
kelimeleri atlama yada eksik okuma, harfleri birbirine
karıştırma ( c ve ç’ nin, b ve d’ nin karıştırılması),
yavaş okuma, okurken yerini kaybetme, kelime içindeki
harflerin yerlerini değiştirme sayılabilir.
b.
Yazma bozukluğu: Noktalama, heceleme, sayfa
düzeni, gramer gibi konularda belirgin hatalar yapma
şeklindeki bozukluktur.
c.
Matematik bozukluğu: Sayıların, sembollerin,
kavramlar arası ilişkilerin algılanması düzeyinde
görülebilen sorunlar.
Nedenleri
Öğrenme güçlüğünün nedenleri tam olarak
bilinmemektedir. Eldeki bilgiler çerçevesinde sorunun
biyolojik kökenli olduğu ve beynin bilgiyi sınıflandıran
birleşim alanlarındaki anormalliklerden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Bunu yanı sıra genetik yatkınlık,
hamilelikte annenin sigara ve alkol kullanımı, doğum
sırasında kordon dolanması gibi bebeğin beynine
oksijen gitmesini engelleyen faktörler öğrenme
güçlüklerine neden olabilen etkenler arasındadır.
Eğitim
Gelişimsel konuşma ve dil bozukluğu
gösteren çocuklara yaşlarına göre konuşma terapisi
uygulanırken, akademik beceri bozukluğu gösteren
çocuklarda daha çok akademik ağırlıklı özel eğitim
uygulanmaktadır. Bu çocuklarda zeka problemlerinin
bulunmaması nedeniyle özel eğitim formel (okul) eğitime
ek olarak uygulanmaktadır. Kurumumuzda öğrenme güçlüğü
gösteren çocuğun sınıf öğretmeniyle işbirliğine
gidilerek, bireye özgü özel eğitim tekniklerini içeren
bir eğitim programı oluşturulmakta, akademik eğitimin
yanı sıra, okul başarısızlığından kaynaklanan duygusal
problemlerin rehabilitasyonuna da önem verilmektedir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
BOZUKLUĞU
Tanım
Halk arasında “aşırı hareketlilik” ve
“yaramazlıkla” karıştırılan dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu (DEHB veya ADHD), yapısal
nedenlerden kaynaklanan gelişimsel bir bozukluktur. Bir
çocuğa ADHD tanısı koyabilmek için belli kriterlerin
karşılanması gerekir:
-
Aşırı
hareketlilik: Çocuğun dikkatini belli bir aktiviteye
veremeyecek kadar hareketli olması. Bu çocuklar
masaya oturma, anlatılan bir hikayeyi sonuna kadar
dinleme, başlanılan bir faaliyeti bitirme gibi
konularda yaşıtlarından farklı ölçüde zorluk
çekerler.
-
Dikkat dağınıklığı
-
Dürtüsellik (sonunu düşünmede eyleme geçme): Çocuğun
tehlikenin farkında değilmiş gibi eyleme geçmesidir.
Balkondan kendini sarkıtma, arabanın penceresinden
sarkma, sosyal ortamlarda kendini frenleyememe,
komutlara uymama örnek olarak gösterilebilir.
Bu belirtiler her çocukta aynı oranda
görülmediği gibi, yoğunluk dercesine bağlı olarak
hiperaktivitenin alt tiplerini oluştururlar.
ADHD, çocuğun kontrol edemediği ve
bilinçli olarak sahip olmadığı bir durumdur. Sıklıkla
3-4 yaşları arasında davranış problemleriyle kendini
gösterir. Fakat asıl sorun dikkat dağınıklığının sebep
olduğu akademik zorlanma nedeniyle okul döneminde ortaya
çıkar. Bu yüzden ADHD ve öğrenme güçlüğü yaygın olarak
bir arada görülür.
Nedenleri
Hiperaktivitenin tam olarak nedeni
bilinmemekle beraber, beynin bazı bölgelerindeki
(özellikle dikkati düzenleyen alanlar) yapısal
sorunlardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Annenin
hamilelik döneminde alkol ve madde kullanımı, doğum
esnasındaki güçlükler veya genetik geçiş hiperaktiviteye
neden olabilmektedir. ADHD, çocuklarda tek başına
görülebileceği gibi zeka geriliği ve otizm gibi
sorunlarla beraber de görülebilir.
Eğitim
Günümüzde Ritalin, Dexedrine ve Cylert
gibi ilaçların etkisiyle hiperaktivite büyük ölçüde
kontrol altına alınabilmektedir. İlaç tedavisinin
dışında hiperaktif çocuklar için kullanılan özel eğitim
teknikleri arasında şunlar yer almaktadır:
1. Aşırı hareketliliğin azaltılması için değişik kas
ve gevşeme egzersizleri uygulanmaktadır.
2. Dikkat eksikliğinden kaynaklanan öğrenme
güçlükleri için, çocuğun sahip olduğu yaş ve seviyeye
göre düzenlenen eğitim programları oluşturulmaktadır.
Buna göre okul öncesi dönemdeki çocuklara dikkat
artırıcı etkinlikler ve bilişsel eğitim uygulanırken,
okul dönemindeki çocuklara akademik destek
sağlanmaktadır.
-
Dürtüsellikten kaynaklanan davranış problemlerini
önlemek için davranışçı terapiden
yararlanılmaktadır.
DOWN SENDROMU
Tanım
Down Sendromu, hamilelik sırasındaki
fiziksel ve duygusal etmenlerden bağımsız olarak
hamilelik öncesi ( sperm ya da yumurtanın oluşumları
esnasında) veya hamileliğin başlangıcında ( sperm ve
yumurtanın döllenmesi esnasında) ortaya çıkan genetik
bir bozukluktur. Down Sendrom’ lu çocukların gen
yapısında 46 yerine 47 kromozomları bulunur.
Yapılan araştırmalar ile annenin yaşının
ilerlemiş olmasıyla Down Sendromu’ nun ortaya çıkma
olasılığının attırdığı bulunmuştur.Babanın yaşının
ilerlemiş olmasının Down Sendomu’ nda etkili olup
olmadığı kesin olarak belirlenememiştir.
Genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde
günümüzde hamileliğin erken dönemlerinde uygulanan
amniyosentez yöntemiyle fetustan ( bebeği çevreleyen
sıvı) hücreler alınarak bebeğin kromozom yapıları
saptanmaktadır.Bu uygulama hamileliğin 13. ve 14.
haftasından itibaren yapılabilmektedir.
Özellikleri
·
Genellikle kalpte oluşum bozukluklarının
bulunması (kalp duvarında delik)
·
Kas tonunun düşüklüğü (kasların
gevşekliği)
Bu nedenle bebeklik döneminde görülmesi beklenen
başı dik tutama davranışında, oturmada gecikme gözlenir.
Bunlara bağlı olarak emekleme, ayakta durma, yürüme vb.
motor hareketlerde gecikme söz konusudur.
·
Gözlerin çekik ve yukarı doğru olması
·
Göz kapağında gözün iç köşesini örten bir
kıvrıma sahip olma (Epikantus).
·
Göz bebeklerinde lekeler olabilir (Brushfield
lekesi).
·
Genellikle gözde şaşılık
·
Küçük bir kafa ve düz ense
·
Dilde çatlaklar
·
Ağız yapısının küçüklüğü ile beraber
kaslarda varolan gevşeklik nedeniyle dilin dışarıda
olması
·
Eklemlerde anormal esneklik
·
Kol ve bacakların, boyun kısa olması
·
Deride kuruluk
·
Kulak kepçesinde biçim bozukluğu
·
Serçeparmağın kıvrık ve kısa görünümü
·
Genellikle avuç içinde tek çizgi
·
Enfeksiyonlara karşı açıklık
·
Yaşam becerilerine sahip olabilirler
(markete gitme vb.)
·
Özbakım becerilerine sahip olabilirler
(kendi başına tuvalete gitme, yemek yeme vb.)
·
İletişim kurmada başarılı oldukları
gözlenir.
Eğitimleri
Down Sendrom’ lu çocukların sahip
oldukları zeka düzeyleri birbirinden farklılık
göstermektedir. Genellikle çoğunda Mental Retardasyonun
mevcut olduğu gözlenmekle birlikte gelişme kapasitesine
sahiptirler. Down Sendrom’ lu her çocuğa özgü olarak
hazırlanacak olan eğitim programında aile bireylerinin
de bu programa dahil edilmesi unutulmaması gereken en
önemli noktalardan birisidir. Bu eğitim programları
çocuğun gelişim özelliklerine göre oluşturulur ve
yaşamın ilk yıllarından itibaren uygulamaya konur.
Down Sendrom’ lu bireylerin iletişim
kurmada başarılı olmaları,sembolik oyun oynayabilmeleri,
taklitte başarılı olmaları ve alıcı dillerinin
genellikle iyi düzeyde bulunması gibi özellikleri
dikkate alınarak aileyi de içine alan
bireyselleştirilmiş eğitim programı oluşturulmalıdır.
KEKEMELİK
Amerikan Psikiyatri Birliği’ nin (DSM 4)
yaptığı sınıflandırmada kekemelik, gelişimsel konuşma ve
dil bozukluklarının bir alt türü olarak
değerlendirilmesine rağmen, gerek toplum içerisinde olan
yaygınlığı ve gerekse halk arasında kekemelikle ilgili
yanlış bilgilerin çokluğu nedenleriyle biz kekemeliği
ayrı bir bölüm olarak işlemeyi uygun gördük.
“Konuşmada akıcılığın bozulması” olarak
tabir edilen algı, günlük hayatta belirli şartlar
altında herkesin sahip alabileceği bir durumdur. 2 ile 5
yaş arasındaki çocuklarda sıklıkla görülen,
yetişkinlerde de zaman zaman ortaya çıkan akıcılık
bozulmasında, bütün bir kelimenin veya cümlenin tekrar
edilmesi ( ben, ben, ben; şey, şey, şey vb.), kelimeler
arasına ara seslerin eklenmesi (ııııı, aaaa vb.) söz
konusudur. Bir insanın konuşmasında ortalama %7-10
oranında akıcılık bozulabilir. Bu bozulma %10’ un
üzerine çıktığında kekemelik dediğimiz sorunla
karşılaşırız. Kekemelikte tekrarlar ve takılmalar küçük
çocuklarda ve yetişkinlerde görülen normal akıcılık
bozulmalarından farklıdır. Kekeme bir insanın
konuşmasında daha çok ses ve hece tekrarları
(be-be-be-be-ben vb.),ses uzatmaları
(a-a-a-a-a-anladım), tikler, sesin yükseklik ve
şiddetinde normalden farklı değişmeler gözlenir.
Kekemeliğin yaygınlık derecesinin
toplumda %5 ile %10 oranında olduğu tahmin edilmektedir.
Erkek çocuklarında görülme olasılığı kız çocuklarına
oranla belirgin bir şekilde yüksektir( yaklaşık 3 katı).
Genel kanının aksine kekemelik çocuklarda duygusal yada
zihinsel bir problemin belirtisi değildir. Kekeme
çocuklar yaşıtlarından daha depresif olmadıkları gibi,
zeka seviyelerinde de diğer çocuklardan ayrı bir
farklılık gözlenmez. Kesin olmamakla birlikte
kekemeliğin ortaya çıkışı daha çok 2 ile 7 arasındaki
döneme rastlar. Erken başlanan eğitim ve ailenin
yeterince duyarlı olması sonucunda kekemelik yerleşmeden
tedavi edilebilir.
Nedenleri
Kekemelik, birçok faktörün etkileşimiyle
ortaya çıkan bir iletişim sorunudur. Kekeme çocukların
akrabalarında da kekemelikle ilgili sorunların
görülmesi, genetik geçişin önemini artırmıştır. Konuşma
kaslarının hareketlerinin ayarlanmasındaki güçlükler,
dudaklar-dil- çene arasındaki hareketlerin yeterince
koordine olmayışı, işitsel geribildirimde bozukluk ve
serebral dominans yetersizliği (beynin bir yarıküresinin
dil faaliyetlerinde uzmanlaşması yerine her iki
yarıkürenin de dil davranışını kontrol etmesi)
kekemeliğe neden olan etkenler arasında sayılmaktadır.
Stres ve heyecanlanma anında konuşmanın akışında
bozukluklar görülebileceğinden aşırı disiplin ve
mükemmeliyete önem veren aile ortamları ve okul korkusu
gibi strese neden olan durumlarda kekemeliği olumsuz
yönde etkileyebilir.
Kekemeliğe neden olan önemli bir diğer
faktör de genellikle aile içinde görülen yanlış iletişim
özellikleridir. İletişimde yaygın olarak kullanılan ve
çoğu zaman farkında olunmayan bu özellikleri sıralayacak
olursak;
·
Dinleyicinin kaybı:
Çocuk, kendisini dinleyenlerin dikkatini kaybettiğinde
duyuluncaya kadar söylediği kelimeleri tekrarlar.
·
Araya girme:
Çocuğun konuşmasını bitirmeden cümlesini tamamlamak için
araya girilmesi çocuk üzerindeki baskıyı artırır ve
kekelemesine neden olabilir.
·
Yarış
: Evde konuşması için yeterince süre ve
fırsat verilmeyen çocuk, kendisini ifade edebilmek için
diğer aile bireyleriyle yarış içine girecek ve kendisini
stres altında hissedecektir.
·
Zaman baskısı:
Çocuktan çabuk konuşması talep edildiğinde konuşmanın
akıcılığında bozulmalar görülebilir. Bu yüzden kekeme
çocukların ebeveynlerinin çocukta hızlı konuşmasını
istememeleri ve kendileri de sakin ve yavaş bir konuşma
şekli seçerek çocuğa örnek olmaları gerekmektedir.
·
Kalabalık ortamda konuşma:
Çocuğun başkalarının önünde gereksiz yere konuşmasını
beklemek, stresi artıracağından kekelemeye neden
olabilir.
·
Heyecanlanma:
çocuk heyecanlandığında veya kendini baskı altında
hissettiğinde daha çok kekeleyecektir.
Eğitim
Kekeleyen çocuklarda görülen duygusal
problemler çoğunlukla kekemeliğin nedeni olmayıp
konuşmakta güçlük çeken çocuğun zorlanmasından
kaynaklanır. Bu yüzden verilen eğitimin ilk amacı,
konuşmanın aslında eğlenceli ve kolay olabileceği
izlenimini vermektir. Bunun dışında, çocuğun durumuna
göre bireyselleştirilmiş eğitim programı çerçevesinde 4
metot kullanılır.
-
Kekemeliğin azaltılması:
Bu tekniğin amacı çocuktaki kaygıyı azaltarak
“düzgün kekelemesini” sağlamaktır. İlk aşamada
çocuktan kekelediği her kelimenin sonunda durması ve
kelimeyi yeniden tekrar etmesi beklenir. Bundan
sonraki hedef, kelimenin takılmadan düzgün bir
şekilde yayılarak veya uzatılarak söylenmesidir. Son
aşamada çocuk nefes alışını, sesini ve ilgili
kaslarını düzenleyerek söyleyeceği kelimeleri
önceden ayarlayarak çıkartır.
-
İşitsel geribildirim gönderme:
Konuşmanın kontrollü olarak yapılabilmesi için
çeşitli aletler kullanarak çocuğa kendi sesi
dinletilir. Bu şekilde verilen geribildirim
sonucunda çocuk konuşma hızını yavaşlatacak ve
sesinin yüksekliğini ayarlayacaktır.
-
Kolay başlangıç:
Çeşitli teknikler kullanılarak nefes alma, ses ve
konuşma için yapılan hareketlerin koordine (uyumlu)
hale getirilmesidir.
-
Edimsel teknikler
: Davranışçı model esas alınarak oluşturulmuş bu
yöntemde, terapi dikkatle planlanmış küçük adımlar
halinde ilerler. Farklı ödül ve ceza yöntemlerinin
kullanılması esastır. Örneğin başlangıçta
kekelemediği her kelime için çocuk ödüllendirilirken
ilerleyen safhalarda ödül için en az beş tane
kelimeyi düzgün söylemek beklenebilir.
Kekemelik Konusunda Ailenin Yapması Gerekenler
Kekemeliğin azaltılması konusunda
eğitimciyle yapılan çalışmalar her ne kadar büyük bir
önem taşısa da asıl görev büyük ölçüde aileye
düşmektedir. Aşağıdaki maddelerde kekemeliğin başladığı
ilk anlardan itibaren ailenin nasıl bir tavır takınması
gerektiği belirlenmiştir:
-
Çocuğa kekemeliği konusunda baskı yapılmamalıdır.
Kekemelik çocuğun kontrol edemediği bir durum olup
sizi kızdırmak veya dikkat çekmek için yapılmaz.
-
“kes
şunu”, “biraz daha dikkat et”, “konuşmadan önce
düşün” gibi uyarılardan şiddetle kaçının aksi
takdirde çocuğu strese sokup daha çok kekelemesine
neden olursunuz.
-
Kekelemeye yeni başlayan çocuklarda çocuğun
dikkatini konuşması üzerine çekerek durumun farkına
varmasını sağlamayın.
-
İyi
bir dinleyici olun ve çocuğun konuşmasına müdahale
etmeyin. Sabırlı davranıp çocuğun konuşmasını
bitirmesini bekleyin.
-
Yavaş
ve skin bir konuşma tarzınız olsun. Çocuğunuza model
olun.
-
Çocuğun heyecanlandığı ve strese girdiği durumlarda
kekelediğini unutmayıp, kurallarınızda tutarlı ve
uyguladığınız disiplinde daha az ısrarcı olun.
-
Çocuğun heyecanlı olduğu anlarda ondan konuşmasını
beklemeyin.
-
Kekemeliği hakkında çocuğun önünde konuşmayın.
-
Çocuğunuzun konuşma şekline karşı utanma, ağlama,
acıma, hayıflanma gibi aşırı duygusal tepkiler
göstermeyin. Kekelemesini “yanlış” olan bir durummuş
gibi algılar.
-
Kekeleyen çocuklarda serebral dominans tam
oturmadığından solak çocuklarınızdan sağ ellerini
kullanmalarını istemeyin.
CEREBRAL PALSY
Tanım
Cerebral Palsy vücut hareketlerini ve kas
koordinasyonunu etkileyen kronik bir dizi durumu ifade
etmek için kullanılan bir terimdir. Fetus’un gelişim
döneminde, doğumdan önce, doğum esnasında, doğumdan
hemen sonra veya bebeklik döneminde beynin belirli bir
yada birkaç bölgesinin tahrip olması sonucu oluşur.
“Cerebral” kelimesi beyni, “palsy” kelimesi kas
zayıflığını veya kontrol güçlüğünü ifade eder. Cerebral
Palsy zamanla ilerlemez fakat bazı ikincil özellikler
zamanla düzelebilir, kötüye gidebilir veya aynı düzeyde
kalabilir. Cerebral Palsy’ nin tam olarak
iyileştirilmesi mümkün değildir fakat eğitim ve terapi
bazı işlevlerin gelişimini sağlayabilir.
Belirtileri
Cerebral Palsy, başta kas kontrolü ve
koordinasyonu olmak üzere motor (hareket) işlevinin tam
olarak kontrol edilememesiyle kendini belli eder. Beynin
hangi bölgelerinin zarar gördüğüne bağlı olarak
aşağıdaki durumlar görülebilir:
·
Kas katılığı veya spazm
·
İstem dışı hareket
·
Yürüme ve hareket etmede güçlük
Bunlara ek olarak görülebilecek
güçlükler:
·
Normalden farklı duyum ve algılama
·
Görme, işitme ve konuşmada güçlük
·
Nöbetler
·
Zeka geriliği (mental retardasyon)
·
Beslenmede güçlükler
·
Böbrek ve barsakların kontrolünde güçlük
·
Dik duruştaki (posture) güçlüklerden
kaynaklanan nefes alma ile ilgili problemler
·
Öğrenme güçlükleri
Nedenleri
Beynin normal gelişimini engelleyen bazı
faktörler cerebral palsy’ ye neden olur. Fetusun yada
yeni doğmuş bebeğin beynine yeteri miktarda oksijen
gitmemesi nedenlerden biridir. Plesantanın uterus
zarından erken ayrılması, bebeğin anne karnında uygun
olmayan pozisyonda durması, doğumun uzun sürmesi beyne
yeteri kadar oksijen gitmesini engelleyebilir. Erken
doğum, bebeğin düşük kiloda doğması, çocuk ve anne
arasındaki Rh faktörü yada A-B-O kan gruplarında görülen
kan uyuşmazlığı, annenin hamilelikte kızamıkçık
geçirmesi, bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişimini
etkileyen mikroorganizmalar cerebral palsy için risk
faktörleri arasındadır. Cerebral pasly daha çok anne
karnında yada doğum esnasında oluştuğu için congenital (
doğuma ait) cerebral palsy de denir. Daha az görülen bir
tipi ise kazanılış cerebral palsy’dir. 2 yaşından önce
görülür.araba kazaları, düşme, çocuk istismarı gibi
nedenler yüzünden çocuğun kafatasını çarpması sonucu
oluşur.
Alt tipleri
-
Spastik: Güç hareket etme
-
Athetoid: İstem ve kontrol dışı hareket etme
-
Ataxic: Denge ve derinlik algısında bozulma
Engellenmesi Mümkün müdür?
Evet. Engelleme ihtimali oldukça
yüksektir. Hamile kadınlar periyodik olarak Rh faktörü
için test edilirler. Eğer Rh negatiflerse doğumdan
sonraki 72 saat içinde yapılan tıbbı müdahale ile bir
sonraki doğumda kan uyuşmazlığının olumsuz etkileri
ortadan kaldırılabilir. Eğer doğumdan sonra anneye
müdahale edilmemişse bebeğe kan nakli yapılarak da
cerebral palsy ihtimali engellenebilir. Eğer yeni doğan
bir bebekte sarılık varsa hastanede foto terapi
uygulanarak tedavi edilebilir. Erken doğumun
engellenmesi, hamile kadınların virüs ve diğer
enfeksiyonlara ve X ışınlarına maruz kalmalarının
engellenmesi, diyabet, kansızlık ve diğer sorunların
kontrol edilmesi cerebral palsy için de engelleyici
faktörler arasındadır. Özellikle dikkat edilmesi gereken
nokta ise hamilelik döneminde annenin dikkatli olması ve
bebeğin gelişimini olumsuz etkileyecek her türlü kazadan
uzak kalmasıdır.
Tedavi edilmesi mümkün müdür?
Hastalığı “kontrol etmek” tedavi etmekten
daha doğru bir terimdir. Kontrol etmek demek çocuğun
gelişim döneminde potansiyelini maksimum düzeyde
kullanabilmesine yardımcı olmaktır. Eğitime çocukta
rahatsızlığın tespit edildiği dönemden itibaren
başlanmalıdır. Eğitimin yanında bazı ilaçların
kullanımı,ameliyat gibi bazı yöntemler de sinir ve kas
koordinasyonunu artırmak için kullanılır.
FENİLKETANÜRİ (PKU)
PKU, hayatın ilk haftalarında tedaviye
başlanmadığı müddetçe zeka geriliği ve diğer nörolojik
problemlerle sonuçlanabilen ender rastlanan ve
kalıtımsal bir metabolik rahatsızlıktır. Erken yaştan
itibaren katı bir diyet uygulanırsa çocuğun normal bir
hayat sürmesi mümkündür (kanda normalden yüksek
fenilalanin bulunması tedaviyi gerektirmeyebilir;
kanında 6 mg’ den az bulunan çocuklarda diyet gerekmez
ve mental retardasyon için risk altında değillerdir).
Nedeni
Hastalığın nedeni tek bir enzimin
bulunmayışıdır (fenilalanin hidroksilaz). Bu enzim
normal şartlar altında vücuttaki temel aminoasit olan
fenilalanini bir diğer aminoasit olan tirozine çevirir.
Bu çevirimin gerçekleşmemesi sonucunda fenilalanin
miktarı artar. Henüz anlaşılamayan bir mekanizmanın
etkisiyle fazla miktardaki fenilalanin, merkezi sinir
sistemine toksit (zehirli) etki yapar ve PKU dediğimiz
rahatsızlığa neden olur. Her çocukta aynı oranda enzim
eksikliği yoktur. Bazı çocuklara orta düzeyde bir diyet
gerekirken bazılarına ise katı bir diyet programı
uygulanabilir.
Genler
PKU’ya “autosomal çekinik gen” denilen
bir gen neden olur. Buna göre çocuğun PKU’ ya sahip
olabilmesi için annenin ve babanın bu genin sessiz
taşıyıcıları olması gerekir. Annenin ve babanı her
ikisininde taşıyıcı olması durumunda çocuğun PKU olma
olasılığı her 4 doğumda birdir (%25). Bu genin
taşıyıcılarının toplum içindeki oranı 50 de birdir.
Yalnız her iki taşıyıcının bir araya gelme olasılığı
2500 de birdir. Taşıyıcı testleri günümüzde çeşitli PKU
tedavi programlarında yapılabilmektedir.
Erken tanı
Bebeğe doğar doğmaz teşhisi koymak büyük
bir önem taşıdığından birçok hastanede yeni doğanlara
PKU testi yapılmaktadır. Bu tarz testlerin uygulanması
1960’ların ortalarında başlamıştır. PKU’nun erken teşhis
ve tedavi edilemediği durumlarda çocuklarda zeka
geriliği (mental retardasyon) görülebilmektedir.Tedavi
edildiği takdirde ise çocuk normal bir hayat
sürebilmekte, üniversiteye devam edebilip doktor,
mühendis vb. olarak toplum içinde üretken bireyler
olarak yaşayabilmektedirler.
Diyet şekli
PKU ‘nun ağır seyrettiği durumlarda
fenilalanin içeren bütün proteinli ürünlerin
tüketilmemesi gerekir. Bu da demektir ki fenilalanin
miktarını sınırlandırmak için bütün konsantre protein
kaynakları çocuğun diyetinden çıkarılmalıdır. Bazı
durumlar haricinde et, balık, süt, yumurta, peynir,
dondurma, baklagiller, kuruyemiş, buğday vb. içeren
birçok ürün gibi gıdaların tüketilmemesi gereklidir.
Diyetten çıkarılan bu ürünleri telafi etmek için bazı
sentetik ürünler kullanılır. Yalnız bu ürünler oldukça
pahalıdır. Diyete dahil edilen bu ürünler arasında düşük
protein içeren bazı özel gıdalar ve önceden tespit
edilmiş miktarda meyve, sebze ve bazı tahıl ürünleri yer
alır. Bu gıdalar çocuğun tolere edebileceği miktarda
fenilalanin içerir.
SAĞLIĞIMIZ VE HASTALIKLARDAN KORUNMA
YOLLARI
Sağlık:
Sadece hasta veya sakat olmamak değil bedenen ruhen ve
sosyal yönden tam bir iyilik halidir.
Hastalık:
Organizma da bir takım değişikliklerin ortaya çıkması
sonucu fizyolojik görevlerin yerine getirilememesi ya da
ruh sağlığının bozulması durumudur.
Sakatlık:
Vücudun duyu organları ya da uzuvlarından birinde kaza
veya hastalıklar sonucu meydana gelen fonksiyon
kaybıdır.
Sosyal
yönden iyilik hali dendiğinde
kişinin ailesi, akrabaları, okulu, iş çevresi,
meslekdaşları ile olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabilmesi
ekonomik kazanç elde edebilecek bir iş sahibi olması,
uygun şartlarda yaşaması anlaşılır.
Sağlığımızı
Etkileyen Faktörler:
1-Bünyesel
Faktörler:
Bünyesel faktörler, genetik, metabolik ve hormonal
bozuklukları içine alır. Bazı bünyesel özellikler bazı
hastalıklara yakalanma riskini artırır.
2-Çevresel
Faktörler:
Çevre doğrudan
doğruya hastalık sebebi olabileceği gibi bazı
hastalıkların oluşmasını kolaylaştırabilir. Yada bazı
hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyebilir.
Çevresel
Faktörleri Şöyle sıralayabiliriz:
a-Fiziksel
Faktörler
İnsan sağlığını
etkileyerek hastalıklara yol açar. Sular. Lağım Suları,
Pis Sular, Çöpler, İklim Şartları, (havalandırma,
ısıtma,aydınlatma gürültü, V.b.) otel, lokanta, havuz
gibi genel kullanıma açık yerler fiziki çevreyi
oluşturur.
b-Kimyasal
Faktörler;
kapsamında zehirler kanser yapıcı maddeler, büyük önem
taşır, Hazır gıdalarda kullanılan birtakım katkı
maddeleri, işyerinde karşılaşılan Benzen, Toluen, Cıva,
Siyanür, Arsenik gibi zehirli ve kanser yapıcı maddeler
sağlığımızı olumsuz yönde etkilemektedir.
c-Biyolojik
Faktörler:Kişinin
çevresinde bulunan bütün canlılar ve bu canlılara ait
ürünler ürünler biyolojik çevreyi oluşturur. Biyolojik
Çevreyi beş ana ögede incelemek mümkündür.
a-Mikroorganizmalar
b-Vektörler
c-Bitkiler
d- Hayvanlar ve
İnsanlar
e-Hayvansal ve
Bitkisel Besinler.
Bütün bu
faktörlerin yanında insanların özellikle ruh sağlığını
etkileyen :
Huzursuz aile
ortamı, olumsuz iş yeri çevre şartları, uyumsuz
komşuluk ilişkileri gibi zorlayıcı faktörler Psikolojik
Faktörleri ortaya çıkarır.
Sosyal ve
kültürel Çevre de kişilerin sağlığının olumlu ya da
olumsız etkileyen faktörler arasındadır. Buna örnek
olarak Toplumun çoğunluğunda görülen bağırsak
parazitleri hastalık sayılmayabilir. Sosyal, kültürel ve
ekonomik yönden yüksek düzeyde kişiler sağlıklarına daha
fazla ilgi göstermektedirler. Düşük ekonomik şartlar
hastalıkları hazırlayıcı zemin oluşturmaktadır.
Temel Madde
Eksiklikleri:
Su ve
Yiyeceklerle alınan temel maddelerin eksikliğine bağlı
kansızlıklar İyot eksikliğine bağlı Quatr, Çinko
eksikliğine bağlı cilt hastalıkları ve gelişme
bozuklukları Flörür eksikliğine bağlı diş çürümeleri
bunun en güzel örneğidir.
Sağlık
Hizmetleri ve Yararlanma Yolları:
Genel olarak
sağlığın korunması ve hastalıkların tedavisi için
yapılan çalışmalara sağlık hizmetleri denir. Sağlık
hizmetlerini üç ana grupta sıralayabiliriz.
a-Koruyucu
sağlık hizmetleri
b-Tedavi
Hizmetleri
c-Rehabilitasyon Hizmetleri
a-Koruyucu
Sağlık Hizmetleri:Koruyucu
sağlık hizmetleri,kişiye ve çevreye yönelik hizmetler
olarak iki ana gruba ayrılır.
Kişiye yönelik
hizmetler, bağışıklama, hastalıkların erken tanı ve
tedavisi, ilaçla koruma beslenmeyi düzeltme sağlık
düzeyini yükseltme, sağlık eğitimi ve aile planlaması
hizmetlerinden oluşur. Bu hizmetleri eğitimli sağlık
personeli yürütür.
Çevreye yönelik
sağlık hizmetleri ise çevrede sağlığı olumsuz yönde
etkileyen etmenleri yok ederek yada zararsız hale
getirerek çevreyi daha sağlıklı hale getirmeyi
amaçlamaktadır. Çevre sağlığı ve besin kontrolü
çalışmaları, bu tür hizmetlerdir. Çevreye
yönelik
koruyucu hizmetler veterinerlik, mühendislik, çevre
sağlığı teknisyenliği gibi meslek gruplarının
işbirliğini gerektirir.
b-Tedavi
Hizmetleri:
Tedavi ilaçla yada diğer tıbbi yöntemlerle hastalıkların
iyileştirilmesi çalışmalarına verilen isimdir. Tedaviye
yönelik sağlık hizmetleri,birinci,ikinci ve üçüncü
basmak olmak üzere üçe ayrılır.
Birinci
basamak tedavi hizmetleri,
hastaların ilk başvurdukları sağlık kurumlarında ayakta
yada evinde uygulanan sağlık hizmetleridir. Bu hizmetler
ülkemizde sağlık ocakları ve onlara bağlı sağlık evleri
ile hastanelerin poliklinikleri ve muayenehanelerinde
uygulanmaktadır. Sağlık ocaklarında hizmet götürülen
bölge halkı, gerekirse tek tek taranarak hastalıkların
erken tanısı ve tedavisi sağlanır. Hastanelerde tedavisi
gerekenler ise hastaneye sevk edilir.
İkinci
basamak tedavi hizmetleri,
hastanelerde sunulan sağlık hizmetidir. Hastanelerde
belli dallarda uzmanlaşmış hekimler çalışır. Bu sebeple
hastanelerin etkin hizmet sunabilmesi için hastaların
öncelikle birinci basamak hizmeti sunan kuruluşlara
başvurması gerekir.
Üçüncü
basamak tedavi hizmetleri,en
gelişmiş sağlık teknolojisinin kullanıldığı merkezlerde
sunulan hizmettir. Ayrıntılı tetkik ve tedavi
yöntemlerinin uygulandığı, yüksek teknolojiye sahip
üniversite hastaneleri ve özel dal hastaneleri (ruh
hastalıkları, verem, kanser v.b.) bu basamağı oluşturur.
Üçüncü basamağın etkin hizmet sunabilmesi için basamaklı
sağlık sistemine tam uyulması gereklidir. Sağlık
hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaları için,
kişilerin öncelikle birinci basamağa başvurmaları,
burada çözümlenmediği takdirde ikinci ve üçüncü basamağa
sevk edilmeleri, hastanelerdeki yığılmaları
önleyecektir.
c-Rehabilitasyon Hizmetleri:Herhangi
bir ilaç kullanımı, kaza veya genetik bir hastalık
neticesinde fiziksel yada zihinsel yeteneklerini belli
derecelerde kaybetmiş kişilerin yeniden topluma
kazandırılma çalışmalarına denir.
Burada amaç.
Kişinin mevcut kapasitesini kullanabileceği en yüksek
noktaya çıkarmak ve kişiyi çevresine en az bağımlı hale
getirmektir.
1Bizde Kurum
olarak sizlerin ve bizlerin özel olarak adlandırdığımız
yavrularımızın kendi özlerinde bulunan maximum (en
yüksek) kapasiteyi ortaya çıkarmak ve anne baba
üzerindeki bu ağır yükü hafifletmektir.
Bu bağlamda
bizler bu çalışmalar esnasında özellikle çevresel
faktörlerden diğer çocuklara göre fazla etkilenen bu
yavrularımızın bakımında anne babaların dikkat etmesi
gereken konulara değineceğiz.
1- Kişisel
Hijyen
a-Kişisel
Temizliğin tanımı ve önemi:
Oldukça geniş
kapsamı olan temizliği, sağlığına olumlu katkıda
bulunacak biçimde uygulanan her davranıştır.
Pek çok
hastalık yetersiz temizlikten kaynaklanır. Özellikle su
ve besinlerle bulaşan mikrobik ve paraziter hastalıklar
böyledir. Bunlardan korunmanın en kolay ve etkili yolu
temizliktir.
Temizlikte kullanılan iki temel madde su ve sabundur.
Bunlar olmadan temizlikten bahsedilemez. Su kaynakları
yeterli olan ülkemizde bu imkandan israf etmeden,
yeterince yararlanılmalıdır.
b-El ve
tırnak temizliği ve bakımı:
Ellerimiz,Vücudun çevre ile en çok temas eden ve en çok
kirlenen organıdır. Bu sebeple çevreden ellerle alınan
kirler ve çeşitli mikroplar ağıza, göze, deriye,
yediğimiz besinlere bulaşabilir. Bu kirlerin ve
mikropların uzaklaştırılabilmesi için eller sık sık
sabunla köpürtülüp ovulmalı ve bol suyla durulanmalıdır.
c-Yüz boyun
ve koltuk altı temizliği:
Yüz boyun ve
koltuk altı temizliği sağlığı korumada önemlidir. Her
sabah uyanıldığında ve kirli işlerle uğraştıktan sonra
yüz ve boyun sabunlanarak yıkanmalıdır. Yüz temizliğine
burun ve kulaklarda katılmalıdır. Burun ve kulak içine
sert cisimler sokulmamalı, kıllar koparılmamalıdır.
Burun temizliği en iyi lavaboda, akan su ile yapılır.
Mendil kullanılması gerektiğinde, kağıt mendil tercih
etmek daha sağlıklı bir davranıştır.
Koltuk altları
çok kirlenen bölgelerdir. Koku oluşmasını, kaşıntı ve
tahrişleri önlemek için koltuk altlarının her gün
sabunlanıp durulanması ve iyice kurulanması gerekir.
Deodorantlar
tek başına temizlik aracı değildirler; geçici olarak
kokuyu bastırırlar. Deodorant kullanımı yerine sabunlu
su ile temizlik yapılması daha sağlıklı bir davranıştır.
Koltuk altı temizliğinin bir aşaması da bölgedeki
kılların uygun yöntemlerle düzenli olarak
giderilmesidir.
d-Saç
Temizliği ve Bakımı:
|